Allah’ın varlığının delilleri, hem aklî hem fıtrî hem de kevnî (kâinata dair) işaretlerle temellendirilmiştir. İslam düşüncesinde bu deliller, özellikle kelâm âlimleri tarafından sistematik hâle getirilmiş; Kur’ân-ı Kerîm’de ise insanın kalbine ve aklına hitap eden bir üslupla sunulmuştur.
1. Hudûs (Sonradan Olma) Delili

Evren değişmektedir. Doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Değişen ve sonradan meydana gelen her şey bir başlangıca muhtaçtır. Başlangıcı olan her varlık ise bir başlatıcıya ihtiyaç duyar.
Kâinat ezelî değildir; modern bilim de evrenin bir başlangıcı olduğunu (Big Bang teorisi) kabul etmektedir. Başlangıcı olan evrenin, başlangıcı olmayan bir Yaratıcıya dayanması aklen zorunludur. İşte bu Yaratıcı Allah’tır.
Kur’an bu hakikati şöyle dile getirir:
“Onlar hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar, yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” (Tûr, 35)
2. Nizam ve Gaye (Düzen ve Amaç) Delili
Kâinatta muazzam bir düzen vardır. Gözün yapısı, DNA’nın kod sistemi, gezegenlerin hassas dengesi… Bunlar tesadüfle açıklanamayacak kadar hassas ve ölçülüdür.
Bir kitap gördüğümüzde onun yazarsız olamayacağını biliriz. Öyleyse milyonlarca bilgiyi barındıran DNA kitabı nasıl yazarsız olabilir?
Kur’an, “Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki insanlar onların yanından geçerler de yüz çevirirler.” (Yûsuf, 105) buyurarak bu düzene dikkat çeker.
3. Fıtrat (Yaratılış) Delili
İnsan, zor anında içinden gelen bir yönelişle Allah’a sığınır. En inançsız kişi bile ölümle yüzleştiğinde dua eder. Bu, insanın özüne yerleştirilmiş olan “yaratıcıyı kabul etme eğilimi”dir.
Kur’an şöyle buyurur:
“Yüzünü hanif olarak dine çevir; Allah’ın insanları üzerine yarattığı fıtrata…” (Rûm, 30)
Fıtrat, Allah’ın varlığına içsel bir şahitliktir.
4. Ahlâk Delili
İnsan evrensel bir “iyi” ve “kötü” anlayışına sahiptir. Zulmün yanlış, adaletin doğru olduğunu bilir. Eğer mutlak bir ahlâk ölçüsü varsa, bu ölçünün kaynağı insanüstü bir irade olmalıdır.
Göreceli bir dünyada evrensel bir adalet duygusunun varlığı, mutlak adalet sahibi bir Yaratıcıyı işaret eder.
5. İmkân (Varlıkların Muhtaçlığı) Delili
Evren içindeki her şey mümkündür; yani var da olabilir yok da. Varlığı zorunlu değildir. O hâlde bütün bu mümkün varlıklar, varlığı zorunlu olan bir varlığa dayanmalıdır.
Kelâm ilminde bu varlığa “Vacibu’l-Vücûd” denir. Varlığı zorunlu olan tek varlık Allah’tır.
6. Kur’ân Mucizesi
Kur’an-ı Kerim hem lafız hem mana hem de meydan okuyuş yönüyle mucizedir. 14 asırdır benzeri getirilememiştir. Edebî üstünlüğü, içerdiği haberler ve insan ruhuna hitabı onun ilahî kaynaklı olduğuna delildir.
Kur’an şöyle meydan okur:
“Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphede iseniz, onun benzeri bir sure getirin.” (Bakara, 23)
Sonuç
Allah’ın varlığı;
aklın zorunlu gördüğü,
kalbin fıtratla hissettiği,
kâinatın düzenle haykırdığı,
vahyin açıkça bildirdiği bir hakikattir.
İmam Gazâlî’nin ifadesiyle: “Güneş doğduğunda onu ispat etmeye gerek yoktur.”
Allah’ın varlığı da böyledir. Gözünü açana deliller her yerdedir.
