Seyyid Kutub: Bir Düşüncenin Şehadeti

Seyyid Kutub: Bir Düşüncenin Şehadeti
Seyyid Kutub, sadece bir müfessir, bir yazar ya da bir fikir adamı değildir. O, çağının ruhunu teşhis eden; modern dünyanın ürettiği sahte tanrılara karşı kelimeyle, fikirle ve sonunda canıyla direnen bir şahitliktir. Onun hayatı, kalemden darağacına uzanan bir hakikat yolculuğudur. Yazdıkları kadar yaşadıklarıyla da konuşan nadir isimlerdendir.

1906 yılında Mısır’ın Asyut bölgesine bağlı küçük bir kasabada dünyaya gelen Seyyid Kutub, gelenekle modernlik arasında sıkışmış bir toplumun çocuğuydu. Küçük yaşta Kur’an’la tanıştı; hafız oldu. Bu erken tanışıklık, onun zihninde Kur’an’ı sadece okunan bir metin değil, hayata yön veren canlı bir hitap olarak yerleştirdi. Eğitim hayatı boyunca edebiyata, dile ve sanata derin bir ilgi duydu. Gençlik yıllarında daha çok edebiyatçı kimliğiyle tanındı; şiir yazdı, eleştiriler kaleme aldı, klasik Arap edebiyatı üzerine yoğunlaştı.

Bu dönem Kutub’un “arayış” dönemiydi. Henüz siyasal ya da keskin bir İslami kimlikle değil; estetik, ahlak ve insan ruhu üzerinden konuşuyordu. Fakat onun kalemi hiçbir zaman nötr olmadı. Yazılarında hep bir huzursuzluk, bir eksiklik hissi seziliyordu. Modern hayatın parlak vitrinlerinin arkasındaki çürümeyi fark ediyor; fakat bunun adını henüz tam koyamıyordu.

1940’lı yıllarda Amerika’ya gönderilmesi, Seyyid Kutub’un fikrî kırılma noktası oldu. Eğitim sistemi üzerine incelemeler yapmak için gittiği Amerika’da, teknik ilerlemenin ahlâkî bir yıkımla nasıl el ele yürüyebildiğini yakından gözlemledi. Maddî refahın manevî çoraklıkla birleştiği bu dünya, onun zihninde derin bir sarsıntı oluşturdu. Amerika dönüşü artık eski Seyyid Kutub değildi. Moderniteye dair sezgileri netleşmiş; Batı medeniyetinin insanı nasıl yalnızlaştırdığını, ruhunu nasıl parçaladığını açıkça görmüştü.

Bu dönüşümle birlikte Kutub’un kalemi de yön değiştirdi. Artık edebiyat, onun için bir amaç değil; hakikati anlatmanın bir aracıydı. Kur’an’a yöneldi. Fakat bu yöneliş, geleneksel bir tefsir faaliyeti değildi. O, Kur’an’ı çağın ortasına yerleştirdi. “Fî Zılâl’il-Kur’an”, bu yaklaşımın en güçlü ifadesi oldu. Bu eser, bir masa başı tefsiri değil; bir hayat tefsiriydi. Ayetleri tarihsel birer bilgi olarak değil, yaşayan, dönüştüren, sarsan ilahi hitaplar olarak ele aldı.

Seyyid Kutub’un düşüncesinin merkezinde “tevhid” vardı. Ona göre tevhid, sadece Allah’ın birliğini kabul etmek değil; hayatın hiçbir alanında O’ndan başka otorite tanımamaktı. Bu anlayış, onu kaçınılmaz olarak siyasal ve toplumsal bir eleştiriye götürdü. Zira modern rejimler, Allah’ın hükmünü hayattan dışlamış; insanı insanın kulu hâline getirmişti. Kutub, bu durumu “modern cahiliye” kavramıyla ifade etti. Bu kavram, en çok yanlış anlaşılan ama en güçlü teşhislerinden biridir. O, insanları tekfir etmek için değil; sistemi ifşa etmek için bu kavramı kullandı.

Bu düşünceler, dönemin Mısır rejimi için büyük bir tehditti. Defalarca tutuklandı, ağır işkencelere maruz kaldı, uzun yıllar hapis yattı. Zindan, onun kalemini susturmadı; bilakis keskinleştirdi. Hapishane yıllarında yazdığı metinler, bir öfkenin değil; derin bir iman ve sarsılmaz bir teslimiyetin ürünüdür. Acı, onda nefrete dönüşmedi; bilince dönüştü.
1966 yılında, göstermelik bir yargılamanın ardından idam edildi. Darağacına giderken sergilediği vakar, onun fikirlerinin bir teoriden ibaret olmadığını; bizzat yaşanmış bir iman olduğunu gösterdi. Son sözlerinden biri, hayatının özetiydi: Hakikatin şahidi olmak.
Bugün Seyyid Kutub hâlâ tartışılıyorsa, bu onun düşüncelerinin hâlâ diri olmasındandır. Seveni de eleştireni de çoktur. Fakat kimse onun samimiyetini, cesaretini ve bedel ödemiş bir mütefekkir olduğunu inkâr edemez. O, koltuğunda fikir üretenlerden değil; fikrinin altında can verenlerdendi.

Seyyid Kutub’un hayatı bize şunu öğretir: Kur’an’ı gerçekten ciddiye alan bir insan, kaçınılmaz olarak çağının düzeniyle yüzleşir. Çünkü Kur’an, sadece teselli eden değil; hesap soran bir kitaptır. Kutub, bu hesabı önce kendine sordu, sonra dünyaya. Ve bu yüzden hâlâ okunuyor, hâlâ rahatsız ediyor, hâlâ diri kalıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir