“Tanrı Öldü” Sözü Üzerinden İslam’a Saldırmak: Nietzsche’yi Anlamadan Onu Kalkan Yapan Yerli Münkirlere Esaslı Bir Reddiyye

“Tanrı Öldü” Sözü Üzerinden İslam’a Saldırmak: Nietzsche’yi Anlamadan Onu Kalkan Yapan Yerli Münkirlere Esaslı Bir Reddiyye

Friedrich Nietzsche’nin meşhur “Tanrı öldü” sözü, Türkiye’de ve İslam coğrafyasında uzun yıllardır entelektüel derinlikten yoksun bir slogan gibi dolaşıma sokulmuştur. Bu ifade, çoğu zaman İslam’ın Tanrı tasavvuruna yöneltilmiş bir meydan okuma gibi sunulmakta; kimi yerli ateistler ve münkirler, kendi inançsızlıklarını felsefî bir temele oturtmak için Nietzsche’yi bir kalkan olarak kullanmaktadır. Oysa bu yaklaşım, hem Nietzsche’yi hem de İslam’ın Allah anlayışını kökten yanlış okumaktan ibarettir.

Her şeyden önce açıkça ifade etmek gerekir: Friedrich Nietzsche “Tanrı öldü” derken İslam’ın ve Kur’an’ın anlattığı Allah’ı kastetmez. Nietzsche’nin hedef aldığı “Tanrı”, tarihsel Hristiyanlık içinde şekillenmiş; kilise eliyle metafiziği zayıflatılmış, ahlâkı hayattan koparılmış, insanı suçluluk psikolojisiyle terbiye etmeye çalışan bir Tanrı tasavvurudur. Onun eleştirisi, vahyin kendisine değil; vahyin kurumsallaştırılıp çürütülmüş hâline yöneliktir.

Nietzsche’nin yaşadığı Avrupa’da Tanrı, kilisenin elinde bir disiplin aracına dönüşmüştür. Bilimi bastıran, sanatı günah sayan, bedeni aşağılayan, dünyayı lanetleyen skolastik bir Hristiyanlık anlayışı hâkimdir. Nietzsche, “Tanrı öldü” derken aslında şunu söyler: Modern Batı, kendi eliyle bu Tanrı tasavvurunu anlamsızlaştırmış, onu hayattan sürgün etmiştir. Yani Tanrı’yı öldüren Nietzsche değil; Batı’nın bizzat kendisidir. Bu ifade ontolojik değil, kültürel ve tarihsel bir teşhistir.

İşte tam bu noktada, yerli ateist söylemin düştüğü büyük hata ortaya çıkar. Nietzsche’nin Hristiyanlık bağlamında yaptığı bu eleştiriyi alıp, İslam’ın Allah inancına yamamak, entelektüel bir hata değil; felsefî bir suistimaldir. Çünkü Kur’an’ın anlattığı Allah, kilisenin Tanrısı değildir. İslam’da Allah; hayattan çekilmiş, insanı dünyaya küstüren, aklı düşman gören bir varlık değildir. Bilakis Allah, “Oku” emriyle vahyi başlatan; aklı, ilmi, hikmeti ve sorumluluğu merkeze alan bir Rab’dir.

Bu gerçeği bizzat Nietzsche de sezmiştir. Nitekim bazı metinlerinde İslam’a dair şaşırtıcı derecede övgü dolu ifadeler kullanır. İslam’ı, hayatı olumlayan, güçlü insan tipini besleyen, zayıflık ahlâkını kutsamayan bir din olarak görür. Hristiyanlığı “köle ahlâkı” üretmekle suçlarken; İslam’ı daha sahici, daha diri ve daha gerçekçi bulur. Yerli münkirlerin çoğu bu pasajları ya hiç okumamış ya da bilinçli şekilde görmezden gelmiştir.

Burada şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Nietzsche bile İslam’a bu mesafeden bakarken, siz hangi cüretle onun sözleriyle Kur’an’ın Allah’ını hedef alıyorsunuz? Nietzsche’nin eleştirdiği Tanrı, İslam’ın reddettiği Tanrı’dır zaten. Kur’an, Allah’ı acizleştiren, O’nu insan gibi tasavvur eden, O’na oğul isnat eden anlayışları açıkça reddeder. Yani Nietzsche’nin yıktığını sandığı Tanrı, İslam’a göre zaten sahte bir Tanrı’dır.

Ayrıca Nietzsche’nin kendisi de bir “hakikat peygamberi” değildir. O, modern insanın yaşadığı anlam krizini teşhis etmiş; Tanrı’dan kopmuş bir dünyanın nihilizme sürükleneceğini öngörmüştür. Nitekim “Tanrı öldü” sözünün devamında, insanlığın büyük bir boşluğa yuvarlanacağını söyler. Bugün Batı’da yaşanan ahlâk krizi, kimlik bunalımı ve varoluşsal depresyon, Nietzsche’nin bu öngörüsünü doğrulamaktadır. Yani Nietzsche, ateizmin zaferini değil; tehlikesini haber vermiştir.

Bu noktada yerli ateist söylemin bir başka çelişkisi daha ortaya çıkar. Nietzsche’yi referans alarak dine saldıranlar, onun nihilizm eleştirisini, modern insanın savruluşuna dair uyarılarını, güç ve anlam arayışını tamamen görmezden gelir. Nietzsche’yi okuduklarını zannederler ama aslında sadece sloganını tüketirler. Bu da düşünce değil; düşünce taklididir.

Sonuç olarak şunu net biçimde söylemek gerekir: “Tanrı öldü” ifadesi, ne İslam’a yöneliktir ne de Kur’an’ın anlattığı Allah’ı hedef alır. Bu sözü kullanarak İslam’a saldırmak, Nietzsche’yi anlamamak olduğu kadar, kendi inançsızlığına entelektüel kılıf aramaktır. İslam’ın Allah’ı ne tarihin bir döneminde doğmuş ne de modern çağda ölmüştür. O, “Hayy”dır; diri ve diriltendir. Zamanın, mekânın ve kültürün ötesindedir.

Ve en ironik olan şudur: Nietzsche’nin yıktığını sandığınız Tanrı, Kur’an’ın zaten reddettiği bir Tanrı iken; siz hâlâ yıkıntılarla uğraşıyor, hakikatin kendisine bakmaktan kaçıyorsunuz. Bu da bir felsefî cesaret değil; hakikatten kaçmanın süslü bir yoludur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir